20 Temmuz 2012 Cuma
Bazen kendimden o kadar uzaklaşıyorum ki, öylece bulunduğum topraklarda öylece sürükleniyorum. Bambaşka insanlarla bambaşka bir insan oluyorum. Bazen kendimle o kadar yalnız kalıyorum ki , Binlerce ben arasında boğuluyorum. Özgürlük ağır bir yüktür der en sevdiğim yazar. Ne zaman Fazla gelse çokluklar ya da yokluklar bunların " Ruhun yüklenmesi gereken büyük ve garip bir sorumluluk" olduğunu hatırlayıp yalnızca gülümsüyorum .
8 Haziran 2012 Cuma
bir insan , hayatının geri kalanını geçirmeyi düşündüğü insanı nasıl seçer? bunun kriteri nedir acaba? . Çok keyifli vakit geçirdiği , onu anlayan birisi mi ?, o Yanındayken başka kimseye ihtiyaç duymadığı birisi mi ? ya da o yokken ama diğer herkes yakınlardayken yalnızlıktan çürüdüğü birisi mi? bir insan gleceğini beraber geçirmek istediği insanı nasıl seçer?
14 Mayıs 2012 Pazartesi
çaresizlik
hani olur ya ne yapacağını bilemediğin anlar. işte öyle bir haldeyim. Çok yalnız ve çok büyük sorumluluklar altında. Sanki uyansam her şey düzelicek gibi . sanki her şey yoluna girecekmiş gibi ama olmuyor. ne yapsam da olduramıyorum. Öyle yorgunum ki ruhumda yaşanmış binlerce hayatın olumsuz izleri var sanki. 27 yaşında bir yaşlıyım ben aslında. Hayattan elini eteğini çekmek isteyen. daha çocukken biliyordum ki aslında bu hayatın bana göre olmadığını . Yanlış yüzyılda yanlış bir yerde yanlış bir hayattaydım. Ölmeyi denedim, güçlü olmayı , umursamaz olmayı bir çok seçenği denedim başaramadım. çünkü ben asla kim olduğuma karar veremedim . dayanılmaz bir çaresizlik hissi bu . Sorumluluklar sözler , işler ve ve başarısızlık . öyle halsizim ki . sanki birisi sarılsa geçicekmiş ya da sanki dünya döndükçe hep izi kalacakmış gibi bir his. öyle güçsüzüm ki. nefes almak dahi yoruyor beni . şu anda başka birisi olmak istiyorum. hani şu her şeyin bir sözümünü bulan insanlardan birisi, sanki bu her zaman başka insanların hayatlarında ben değilmişim gibi . Öyle çok yok olmak istiyorum ki. zaman çizgisinden silinip gitmek . hiç varolmamış gibi.
13 Mayıs 2012 Pazar
bazen
bazen bir insanı o kadar çok seversin ki , onun hayatında bir sıfatı olmaz . Yani aslında o kadar fazla sıfatı vardır ki , ancak hepsi birleşip bir bütün oluşturursa o insanı niteleyebilir. O dosttur; kendini en yalnız hissettiğin an onu ararsın , Çocukluk arkadaşındır; yaşın kaç olursa olsun yanında bir külah dondurmayla sokaklarda bağıra çağıra gülebilir ve şımarabilirsin, ailedir; kimsesiz hissettiğinde orada olduğunu bilip, kendini güçlü ve koşulsuz güvende hissedersin , hocadır; aklın yetmediği yerde kendin kadar güvenip ona danışırsın , Aşktır ; saçmalatır , mutlu eder, güçlü ve çıplak hissettirir insana. bu sıfatların hepsi tek başlarına olduklarında yanlarında olumsuzluklarını da getiriler . ondan insanlara sıfatlar vermemek gerekir . bırakmalı o an o kişi hangisi olucağına kendi karar versin . Zaten özgürlük olmadan bunların hiçbiri anlam taşıyamaz ki .
27 Şubat 2012 Pazartesi
Küçük bir şehirde yaşamak insana hayatın gerisinde kaldığını hisserttiriyor. Sanki tüm dünya büyük bir parti veriyormuş ama siz davetli değilmişsiniz gibi.Sanki zaman olanca hızıyla akıyorken siz ağır çekim arkalarından koşmaya çalışıyormuşsunuz gibi. Bir ıraklık hissi. Normalde aklınıza bile gelmeyecek bir şeyin bahsi geçip de siz ona ulaşamayınca içinizden geçen o yoksunluk hali. Öyle farklı ki o küçücük dünyaya saniyelerle alışıp , bir o kadar da kaçmak için an beklemek. Evet biliyorum büyük şehirlerde de küçücük dünyamıza hapsolmuş yaşıyoruz ama birisi ev hapsi, birisi ceza evi gibi . Ve zamana yetişemeyen bizim gibi şehir çocukları burada kendi zamanımıza hapsolmuş yaşıyoruz.
31 Ocak 2012 Salı
yolculuk
"Yolculuk bir yabanıllıktır. Sizi yabancılara güvenmeye, evinizde ve dostlarınızın yanındayken duyumsadığınız bütün o alışılmış huzurdan uzaklaşmaya zorlar. Sürekli olarak başınız döner. Temel şeyler dışında- yani hava, uyku, düşler, deniz ve gök dışında - hiçbir şey size ait değildir, her şey sonsuza ya da bizim sonsuz diye düşlediğimiz şeye yönelir. "
Cesare Pavese
Cesare Pavese
25 Ocak 2012 Çarşamba
Kimse olmasa da ben varım dedim bugün kendi kendime. İronik belki de ama zaten hayat öyle değil mi? Aslında gerçekten kimse yok kendimizden başka. Bir antropolog olarak binlerce açıklama yazmalıyım belki de bu hipotezi açıklamak için ama gerek de yok. Aslında aynada gördüğümüzden fazlası, tiyatro hocamımın tabiriyle sahneyi canlandırma numaralarından ibaret. Hepsi bu. İzliyoruz, okuyoruz ve özümseyip yaşıyoruz. Çıplak insan nedir ki ?. Biraz alkol , biraz umutsuzluk ve fazlasıyla yorgunluk ; işte çıplak insan . Elleri yorulur, tutamaz olur maskesini. Neyse bunlar aramızda kalsın, biz yine fark etmemiş gibi yapalım.
19 Ocak 2012 Perşembe
kayıkçıyla sohbetler
Kayıkçı yine ben. Ve ne talihsiz ki yine sen değilsin. ,Bir gün belki bir adam çıksa ve o kayıkçı benim dese , gelse ne harika olur . O güne kadar sen hayali arkadaşım iyi ki varsın. Beni yalnızlıktan kurtardın . Aslında öyle çok yalnızım ki . Belki de beynimin içinde ruhumun derinliklerinde olduğundan, beni sen anlarsın . Hiç kimsenin sahip olamayacağı kadar harika dostlarım var ama yetmez bilirsin . O yaramaz ruhumu dinginleştirip yatıştırmaya yetmez bilirsin .
18 Ocak 2012 Çarşamba
Kayıkçıyla sohbetler
Hayali bir karakterle sohbet etmenin , benim gibi insanlara dert anlatmaktan nefret eden bir insan için çok başarılı bir fikir olduğuna inanıp, bu sohbetleri devam ettirmeye karar verdim. Zaten gerçek insanlarında gerçekten var olduklarına hiç inanmadım. Neyse bugün baya tatsız bir gündü. Hangi şu yapacak hiçbir şey bulamadığın, yapman gerekenler için de halinin olmadığı günler vardır ya, işte öyle. Zaten az önce son sigaramı da içmiş olduğumu fark ettim. Öylece sabah olsun diye bekliyorum işte. Yarın yeni ve güzel bir gün olacak hissediyorum. Bugün boştuktan istifade eskileri kurcaladım. Meğer anı dediğimiz şey beynimizin bir oyunuymuş. Berbat hatırladığım günlere dair fotograflarda gözlerim parlıyor, mutlu olduğunu sandıklarımda kuru bir hüzün var gülümseyen maskenin altında. Ne tuhaf. İkimizde geleceği bilerek yaşamışız. Birisi geleceği ancak bilirsen değiştirebilirsin demişti. Oysa ki bu benim en büyük lanetim, bilsen de değiştirememek. Heisenberg haklı hayat boktan bir paradoxdan ibaret.
17 Ocak 2012 Salı
kayıkçıyla sohbetler
Özledim seni biliyorsun. Artık kim olduğunu bilmediği biliyorum ama zihnimdeki seni özlüyorum. Belki de yine kendi kendimi özlüyorum. Ben kendimi en çok seninleyken seviyordum belki de sorun hala bu. Bilmiyorum , eminim sözcüğünü kullanmayalı öyle çok oldu ki bilemiyorum. Gençliğimin güvenini özlüyorum. Yaşlandığımdan mıdır yalnızlızlığım bilemiyorum. Çevrem genişledi yalnızlığım çoğaldı.
16 Ocak 2012 Pazartesi
Karanlık beyaz
Çocukken en sevdiğim şey kar yağmasıydı. Gece kalkar kaloriferin üzerindeki mermere oturur karın yağışını seyrederdim. Eğer kar akşam erken yağarsa babam ve ablamla kar topu oynamaya çıkardık. Bozulmamış karların içinde ellerimi hissetmeyecek kadar üşüyüp sıcacık evime gelirdim. O zamanlar insanların sokakta yaşadığını, bebeklerin gece üşüdüklerini, sokaktaki hayvanların yemek bulamadıklarını gri taşlardan ibaret şehirlerde hiçbir yere sığınamadıklarını bilmezdim. Artık kar bana sadece mutsuzluk veriyor.
4 Ocak 2012 Çarşamba
doll
2. Entelim . Çirkinim ama Milli Kütüphane arşivi yanımda sönük kalır.
bu tip erkeklerimiz genelde kısa, kel ve tüm hayatını aynı 4 parça kıyafetle geçirip çok çok önemli ve değerli insanlara değerli zamanlarını harcarlar. Bu kitlenin beğenisini kazanmanın tek yolu sığ görüntünün ( duş alan , 4 parça kıyafetten biraz fazlasına sahip olup kaldırımda içmeyen ve dünyayı kurtarmak adına yoldaşlarımızın acılarını özümseyemeyen insan modeli) altında derin edebi ve siyasi sohbetlere iştirak edebilen bir kadın olmak. Genelde güzelliğiniz diğer sosyopat arkadaşlara tüm yaşamları boyunca atmak için bekledikleri havadan dolayı önemlidir. Zeka ve kültür ise bir insanı bitkiden ayıran en önemli şeydir ve zaten bu nitelikleri olmayanlar insan katagorisinde değerlendirilmez. Sevgilim , canım gibi hitaplar yerine isim kullanırlar.(o yüzden esas kızımızın adını ayşe koymak istedim)
Dezavantajları ;
Ayşe , siz toplumsal eşitlik konusunda ne düşünüyorsunuz? - babam zengin yaşasın kapitalizm . ( masadaki insanların beyin ve dil arasındaki iletişimleri kopar.)
Ayşe , zıvır vızırın bla bla tarafından yönetilen ve bilmem ne dönemini anlatan 4 buçuk saatlik filmine gidelim mi ? - Ayşe , Ayşe , Ayşe aa nerdesin ?
bugün görüşelim mi ? - iç dünyamın sesini dinlemeliyim
İnsan anlığı üzerine bir denemedeki bla bla cümlesinin aslında yapısal bir bakış açısıyla eski ahitteki sodom mitine bağlanması çok muhteşem değil mi ? ( so what ?)
Emekçi kardeşlerimiz için bugün açlık grevi yapacağız.- en son gördüğümde hepsi iktidara oy vermişti. - Tabi eğitim şart.
üzgünüm birisiyle ruhsal bir paylaşım özgürlük anlayışıma ters . - sen yine ... mı içtin?
Özetle: çoğunlukla zengin ailerin asi çocuklarıdır. Farklı olma kaygıları o denli yoğundur ki zavallı koyunlar olan halkıyla aynı nefesi almak zulumdur. Düşmüş , ezilmiş , hor görülenin yanındadırlar. Sokakta şarabını evsizlerle paylaşıp , ne olacak bu ülkenin hali sorgularını extra pahalı alışkanlıkları eşliğinde tartışırlar. Okumaya doyamaz , yanında kimseyle uyuyamazlar. Aynı kitleye dahil olsalar da "onlar" kelimesini asla kabul etmezler. Romantik olsalarda ilişki onlara terstir. Zaten çoğunlukla ya eşcinsel ya da biseksüellerdir.
bu tip erkeklerimiz genelde kısa, kel ve tüm hayatını aynı 4 parça kıyafetle geçirip çok çok önemli ve değerli insanlara değerli zamanlarını harcarlar. Bu kitlenin beğenisini kazanmanın tek yolu sığ görüntünün ( duş alan , 4 parça kıyafetten biraz fazlasına sahip olup kaldırımda içmeyen ve dünyayı kurtarmak adına yoldaşlarımızın acılarını özümseyemeyen insan modeli) altında derin edebi ve siyasi sohbetlere iştirak edebilen bir kadın olmak. Genelde güzelliğiniz diğer sosyopat arkadaşlara tüm yaşamları boyunca atmak için bekledikleri havadan dolayı önemlidir. Zeka ve kültür ise bir insanı bitkiden ayıran en önemli şeydir ve zaten bu nitelikleri olmayanlar insan katagorisinde değerlendirilmez. Sevgilim , canım gibi hitaplar yerine isim kullanırlar.(o yüzden esas kızımızın adını ayşe koymak istedim)
Dezavantajları ;
Ayşe , siz toplumsal eşitlik konusunda ne düşünüyorsunuz? - babam zengin yaşasın kapitalizm . ( masadaki insanların beyin ve dil arasındaki iletişimleri kopar.)
Ayşe , zıvır vızırın bla bla tarafından yönetilen ve bilmem ne dönemini anlatan 4 buçuk saatlik filmine gidelim mi ? - Ayşe , Ayşe , Ayşe aa nerdesin ?
bugün görüşelim mi ? - iç dünyamın sesini dinlemeliyim
İnsan anlığı üzerine bir denemedeki bla bla cümlesinin aslında yapısal bir bakış açısıyla eski ahitteki sodom mitine bağlanması çok muhteşem değil mi ? ( so what ?)
Emekçi kardeşlerimiz için bugün açlık grevi yapacağız.- en son gördüğümde hepsi iktidara oy vermişti. - Tabi eğitim şart.
üzgünüm birisiyle ruhsal bir paylaşım özgürlük anlayışıma ters . - sen yine ... mı içtin?
Özetle: çoğunlukla zengin ailerin asi çocuklarıdır. Farklı olma kaygıları o denli yoğundur ki zavallı koyunlar olan halkıyla aynı nefesi almak zulumdur. Düşmüş , ezilmiş , hor görülenin yanındadırlar. Sokakta şarabını evsizlerle paylaşıp , ne olacak bu ülkenin hali sorgularını extra pahalı alışkanlıkları eşliğinde tartışırlar. Okumaya doyamaz , yanında kimseyle uyuyamazlar. Aynı kitleye dahil olsalar da "onlar" kelimesini asla kabul etmezler. Romantik olsalarda ilişki onlara terstir. Zaten çoğunlukla ya eşcinsel ya da biseksüellerdir.
Doll
Hayranım sana, aşığım, ölüyorum , benimle evlenir misin bla bla bla. Ezberlediğim repliklerle 3. sınıf bir Türk filmini rahatlıkla yazabilirim sanıyorum. Hülya Koçyiğit baş rölü kabul eder mi acaba. Erkekleri birkaç katagoriye ayırıyorum;
1. Çok zenginim o zaman aileme layık , oturup kalkmayı bilen, nerede ne giymesi gerektiğinin farkında, ailesi az çok varlıklı bir gelin bulayım. Eli yüzü düzgün olsun , hanımefendiliğin tüm kurallarını bilsin, kazağımı da örsün açılışa da gelsin.
Dezavantajlar;
güzelim sen yorulma(kadın dediğin masadan kalkmayacak hoooppp)
ya sen o dağda bayırda çalış çalış yorulmuyor musun?( otur evinde , al kredi kartını oohh temiz )
hayatım o topuklu ayakkabı sana çok yakışıyor( sen sadece giyin süslen otur bak biblo gibisin maaaaşşaaalllaahhh)
bitanem evet ben de severim o yazarı da şöyle biraz kendimizden bahsetsek?( sen sadece giyin süslen otur )
-Arabayla gideriz. - iki arka sokağa mı? - ama arabam var. -ama beynin yok ( erkekte gelinen son nokta)
güzelim sen şimdi bu okulu da bitirince ne olacaksın ? iş falan yani ( 4 yıl neyine yetemedi ki otur evinde )
senin meslek tam olarak neydi?( annem duyunca kalp krizi geçirecek)
Özet: Genelde odun olurlar. Kendileri dünyadır ve sizden de uydusu olmanızı bekler. Çok zengin olmalarına rağmen eğer bir yerde hava atamıyorlarsa para harcamak en büyük korkularıdır. Ailelerinin minik ağaları paşaları olmaları nedeniyle 5 yaşından beri zihinleri pek evrilmemiştir.
1. Çok zenginim o zaman aileme layık , oturup kalkmayı bilen, nerede ne giymesi gerektiğinin farkında, ailesi az çok varlıklı bir gelin bulayım. Eli yüzü düzgün olsun , hanımefendiliğin tüm kurallarını bilsin, kazağımı da örsün açılışa da gelsin.
Dezavantajlar;
güzelim sen yorulma(kadın dediğin masadan kalkmayacak hoooppp)
ya sen o dağda bayırda çalış çalış yorulmuyor musun?( otur evinde , al kredi kartını oohh temiz )
hayatım o topuklu ayakkabı sana çok yakışıyor( sen sadece giyin süslen otur bak biblo gibisin maaaaşşaaalllaahhh)
bitanem evet ben de severim o yazarı da şöyle biraz kendimizden bahsetsek?( sen sadece giyin süslen otur )
-Arabayla gideriz. - iki arka sokağa mı? - ama arabam var. -ama beynin yok ( erkekte gelinen son nokta)
güzelim sen şimdi bu okulu da bitirince ne olacaksın ? iş falan yani ( 4 yıl neyine yetemedi ki otur evinde )
senin meslek tam olarak neydi?( annem duyunca kalp krizi geçirecek)
Özet: Genelde odun olurlar. Kendileri dünyadır ve sizden de uydusu olmanızı bekler. Çok zengin olmalarına rağmen eğer bir yerde hava atamıyorlarsa para harcamak en büyük korkularıdır. Ailelerinin minik ağaları paşaları olmaları nedeniyle 5 yaşından beri zihinleri pek evrilmemiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)