30 Ekim 2011 Pazar
ölüm benim işim. Ölüler, iskeletler, ölüm zamanları, mezarlar...Onlarca kez yaptım. Onlarca ceset, binlerce kemik geçti ellerimden. Bugün biraz önce ellerimde bir kedi öldü. Bir şerefsiz çarpmış ve geçmiş. Hayatta kalması için yapabileceğim her şeyi yaptıktan sonra ölümü yalnız beklememesi için onu sevdim, onu severken ellerimde öldü. Yapabileceğim tek şey buydu. Belki de hayattaki en büyük korkum yalnız ölmek olduğundandır bu halim ama hala ellerimi onlarca kez yıkadığım halde kanı ellerimden damlıyor gibi
28 Ekim 2011 Cuma
Gitmek var içimde çok uzaklara. Yasmin levy'nin şarkı söylediği, yerde ateş yanan topraklara. Dünya'nın keyifli ve güzel olduğu yerlere. Emir Kusturico filmleri tadında yerlere. Günlük yaşamların olduğu keyifli dünyalara. Gerçek aşklara kavuşulan , insanların sürekli güldüğü yaşamlara. Kendi sesimi tanımadığım dünyalara. Kendi içimden bağıranları duyamadığım dünyalara gitmek istiyorum. Geçmişin olmadığı, sadece gerçekleşen hayallerin olduğu dünyalara gitmek istiyorum. Gerçeklere...
22 Ekim 2011 Cumartesi
mandalina
Bugün ailem yazlıktan döndü. Ellerinde bahçemizden topladıkları mandalina ve zeytinlerle. Oranın tadı, kokusu öyle başkadır ki. O koku, minik bir kızın büyük hayallerle dolu küçücük dünyasını saklar. Çeşit çeşit zeytinler, otlar ve sabunlarla dolu köylü pazarları, daracık sokaklar, kekikle karışmış zeytinyağı kokuları. Kuzey Ege'nin sıcacık yazları. Her sene moda bikiniler ve kıyafetler alınırdı Ankara'dan , büyük bir heyecan ile o yaz için dolu dolu planlar yapılırdı. Başka şehirlerden gelen çocukluk arkadaşları beklenirdi sabırsızlıkla. Gece yarılarına kadar sürerdi sohbetler.Eve aileden azar işitme korkusuyla çıplak ayak koşulurdu. Gündüz kumsal keyfi, akşam eve dönüp alelacele gece için hazırlanıp hoşlandığın çocuğunda içinde bulunduğu grupla tesadüfen(?) karşılaşıp, madem öyle birer dondurma yiyelim bari diyologları... İlk heyecanlar, ilk aşklar, ilk hayalkırıklıkları, ilk hevesler...İnsan büyüdüğünü biraz da böyle anlıyor işte. Bunların artık sadece tatlı birer anıya dönüştüğünü farkettiğinde. Ve o günleri ölürcesine özlediğinde.
15 Ekim 2011 Cumartesi
buzlar
Çocukken bir gün hiçbir şey beni üzemeyecek demiştim. İnsanlar, olaylar , hayat... Bir tanıdığım hep "bir şey dilerken dikkat et belki gerçek olur." derdi. Her zamanki gibi haklıymış. Günlerden bir gün nadir olarak yaptığım gibi, çok değerli birisine neden bu kadar çabuk vazgeçilebiliyorum; neden insanlar beni üzmekten hiç korkmuyorlar diye sorduğumda üzülebileceğini tahmin etmediklerinden demişti. Acıyı bastırmak ve anında mantıklı çözümler bulmak, işte benim tüm yaptığım , tüm kendimi koruma programım. Oysa ki üzülmemenin mutlu olmaya yetmeyeceğini bilakis mutlu olman için gereken şeyleri uzaklaştıracağını hiç düşünmemiştim. İçimde koskocaman bir boşluk var. Zihnim asla doğru tarihte değil. İnsanların sorunları hep saçmasapan geliyor. Madem bu kadar kötü, neden düzeltmiyorlar, neden çabalamıyorlar diyorum. Çünkü tek zeki benim ya. Halbuki onlar yanlış ya da doğru olsa duygularının tadını çıkartırlarken ben gögsüe oturmuş koskocaman bir kaya ile mantıklı ve sorunsuz hayatımı yaşıyorum. İz bırakamadan tükenecek hayatımı. Eğer bu kadar yorgun ve boşvermemiş olsaydım, yine defalarca düşmeyi, aldığım yaraların tadını çıkartmayı isterdim. Nasılsa herhalükarda iyileşir insan.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

