28 Aralık 2011 Çarşamba
" zeka , değişen koşullara adapte olabilme yeteneğidir." dedi bir hoca. Çok doğru olmasının yanında uzun yıllarımı tam bir salak gibi yaşadığımı fark etmemi sağladı. Zaman çok hızlı geçse de ,zamanla aramızdaki hızın oranı aslında, yılların tadını belirleyen. Zamanı yenmeye çalışmak için koşulan hızlı yolların bir getirisi ; yorgun, halsiz ve boş vermiş geçirilen yıllar. Her şeyden vazgeçtiğimde fark edebildim, kazanmaya ne kadar yakın olduğumu, ne garip.
17 Kasım 2011 Perşembe
30 Ekim 2011 Pazar
ölüm benim işim. Ölüler, iskeletler, ölüm zamanları, mezarlar...Onlarca kez yaptım. Onlarca ceset, binlerce kemik geçti ellerimden. Bugün biraz önce ellerimde bir kedi öldü. Bir şerefsiz çarpmış ve geçmiş. Hayatta kalması için yapabileceğim her şeyi yaptıktan sonra ölümü yalnız beklememesi için onu sevdim, onu severken ellerimde öldü. Yapabileceğim tek şey buydu. Belki de hayattaki en büyük korkum yalnız ölmek olduğundandır bu halim ama hala ellerimi onlarca kez yıkadığım halde kanı ellerimden damlıyor gibi
28 Ekim 2011 Cuma
Gitmek var içimde çok uzaklara. Yasmin levy'nin şarkı söylediği, yerde ateş yanan topraklara. Dünya'nın keyifli ve güzel olduğu yerlere. Emir Kusturico filmleri tadında yerlere. Günlük yaşamların olduğu keyifli dünyalara. Gerçek aşklara kavuşulan , insanların sürekli güldüğü yaşamlara. Kendi sesimi tanımadığım dünyalara. Kendi içimden bağıranları duyamadığım dünyalara gitmek istiyorum. Geçmişin olmadığı, sadece gerçekleşen hayallerin olduğu dünyalara gitmek istiyorum. Gerçeklere...
22 Ekim 2011 Cumartesi
mandalina
Bugün ailem yazlıktan döndü. Ellerinde bahçemizden topladıkları mandalina ve zeytinlerle. Oranın tadı, kokusu öyle başkadır ki. O koku, minik bir kızın büyük hayallerle dolu küçücük dünyasını saklar. Çeşit çeşit zeytinler, otlar ve sabunlarla dolu köylü pazarları, daracık sokaklar, kekikle karışmış zeytinyağı kokuları. Kuzey Ege'nin sıcacık yazları. Her sene moda bikiniler ve kıyafetler alınırdı Ankara'dan , büyük bir heyecan ile o yaz için dolu dolu planlar yapılırdı. Başka şehirlerden gelen çocukluk arkadaşları beklenirdi sabırsızlıkla. Gece yarılarına kadar sürerdi sohbetler.Eve aileden azar işitme korkusuyla çıplak ayak koşulurdu. Gündüz kumsal keyfi, akşam eve dönüp alelacele gece için hazırlanıp hoşlandığın çocuğunda içinde bulunduğu grupla tesadüfen(?) karşılaşıp, madem öyle birer dondurma yiyelim bari diyologları... İlk heyecanlar, ilk aşklar, ilk hayalkırıklıkları, ilk hevesler...İnsan büyüdüğünü biraz da böyle anlıyor işte. Bunların artık sadece tatlı birer anıya dönüştüğünü farkettiğinde. Ve o günleri ölürcesine özlediğinde.
15 Ekim 2011 Cumartesi
buzlar
Çocukken bir gün hiçbir şey beni üzemeyecek demiştim. İnsanlar, olaylar , hayat... Bir tanıdığım hep "bir şey dilerken dikkat et belki gerçek olur." derdi. Her zamanki gibi haklıymış. Günlerden bir gün nadir olarak yaptığım gibi, çok değerli birisine neden bu kadar çabuk vazgeçilebiliyorum; neden insanlar beni üzmekten hiç korkmuyorlar diye sorduğumda üzülebileceğini tahmin etmediklerinden demişti. Acıyı bastırmak ve anında mantıklı çözümler bulmak, işte benim tüm yaptığım , tüm kendimi koruma programım. Oysa ki üzülmemenin mutlu olmaya yetmeyeceğini bilakis mutlu olman için gereken şeyleri uzaklaştıracağını hiç düşünmemiştim. İçimde koskocaman bir boşluk var. Zihnim asla doğru tarihte değil. İnsanların sorunları hep saçmasapan geliyor. Madem bu kadar kötü, neden düzeltmiyorlar, neden çabalamıyorlar diyorum. Çünkü tek zeki benim ya. Halbuki onlar yanlış ya da doğru olsa duygularının tadını çıkartırlarken ben gögsüe oturmuş koskocaman bir kaya ile mantıklı ve sorunsuz hayatımı yaşıyorum. İz bırakamadan tükenecek hayatımı. Eğer bu kadar yorgun ve boşvermemiş olsaydım, yine defalarca düşmeyi, aldığım yaraların tadını çıkartmayı isterdim. Nasılsa herhalükarda iyileşir insan.
1 Eylül 2011 Perşembe
benim çok mutlu bir hayatım var. şikayet ettiklerim bile bir çok insanın hayalleri belki de. Harika dostlar, iyi aile vs. Ama içinde çok uzun yaşamayacağıma dair bir his var.Sanki bu beden bana daha fazla katlanmayacakmış gibi. Öyle bile olsa hepiniz bilin ben harika bir ömür geçirdim. Aşık oldum , çok fazla sevildim. Çok içten kahkahalar attım ..
10 Ağustos 2011 Çarşamba
artık mutlu bir insanım ya, herkesin hayran olduğu popüler bir sevgilim, mutlu bir ilişkim ve başarılı bir hayatım var ya bunalıma giremiyorum. Evet hala huysuz ruhum elinden geleni yapıyor, beynimdeki sesler çığlık çığlığa bağırıyor... Ama şımarıklık gibi geliyor artık sorgulamak , didinmek , aramak. Herkes peri masalımdaki kostümlerini giymiş makyajlarıyla bana bakarken geceliğim ve kahve fincanımla berbat bir photoshop hilesi gibi duruyorum kendi hayatımın ortasında. Kendi sahnemde, kendi oyunumda ben bir dekorum artık. Evet gerçekten iyiyim, mutluyum hatta aşığım ama alışkın değilim. Bir an birisi çıkıp ışıkları kapatacak gibi geliyor. birisinin artık bozulmayan büyüyü icad etmesi lazım ; sonsuza dek mutlu yaşamam için:)
7 Mayıs 2011 Cumartesi
Ben sürekli bilgisayarına format atan ve her seferinde nasılsa tekrar bulurum diye yedeklemeyen bir kadınım. Basit görünse de bu aslında çok şey anlatır. Tüketiciyimdir. Kendime gereğinden fazla güvendiğimin belirtisidir. Gereğinden fazla diyorum çünkü genelde önce nelere sahip olduğumu unutup yeni baştan inşaa ederim. Evet her seferinde. Her şeye hak ettiğinden daha az değer veririm. Her şey gelip geçicidir. Buna günlerce uğraşıp hazırladığım araştırmalarım da dahil. Umursamadığımdan değil. Strese gelemediğimden:)Ve evet şu dünya'da beni anlayabilen tek insansın Aslı
4 Mayıs 2011 Çarşamba
Gibi
Kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına. Yetmiyor sanki hiçbir şey bana yetmiyor. Bait bir kaç zevkin dışında da hiçbir şey tat vermiyor. Bazen öylesine yorgun hissediyorum ki kendimi , sanki az önce gözlerinin önünden parlak hayaller geçen ben değilmişim gibi. Ruhumda bahar telaşında bir dakika güneşli bir dakika sonra kapkara. Yalnız kalmak istiyorum. Yalnızlıktan boğulurcasına yalnız kalmak istiyorum. Beynimde bağırıp duran sesleri duyamayacak, gözlerimden anlık gelip geçenleri göremeyecek sessizliğimi bastıracak kadar yalnız kalmak istiyorum. Burnumun ucunda özlem duyulan parfümler dans ediyor; deniz kokusu, yağmur kokusu , yaz meltemi, sevgili kokusu... Sanki uyanamıyorum aynen uykuya dalamadığım gibi. İnanmadıklarım gerçek olsun istiyorum.
6 Ocak 2011 Perşembe
Hala her veda içimi acıtıyor. Oysa ki kendimi bildim bileli bana öğretilen şeydir veda etmek. Bir taraftayken, diğer tarafını özlemenin acısına katlanmak. Bana ağlama dediler hep. Ağlama yine görürsün, yine sarılırsın, yine yanında olursun. Kimsenin söylemediği-belki bilemediği- belki söylemeyemediği şey ise tekrar gittiğinde asla bıraktığın insanla karşılamazsın. Hep biraz daha yaşalanmış, değişmiş, yorulmuş ve uzaklaşmış bulursun sevdiğini. Hep o araya giren mesafe ruhları da birbirinden uzaklaştırır. Ben odası değil bavulları olan bir çocuktum. hep dar vakitlerde sevdim insanları , onlar da beni. Özlemek sevgi gibi normal bir histi zaten pek de bir anlamı kalmadı. Birçok evin arasında hiç yuva bulamayan küçük bir kız çocuğuyum ben. Yine bavullarını toplayan. Bundandır herhalde yolculuklardan nefret etmem bundandır hep tek kişilik koltuklara mahkumiyetim. Ve bundandır yanımda oturan her kimse görmemezlikten gelmem. Çünkü bilirim diğer durakta yine ben ve boş pencere olacak . Yine hareket vakti geldi yine içimde bir karartı. Yine gülümsemelere saklıyorum gözyaşlarımı. Çünkü belki de hiç itiraf etmesem de ben hala "çok kadın bir çocuğum"bir yazarın dediği gibi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



