19 Aralık 2009 Cumartesi
Tükeniyorum. Tüketilmiş hayallerim beni sarıyor, boğuyor ve felç ediyor. Plastik cümleler duymak sanki beynimi saran bir küf gibi acıdan kıvrandırıyor, o sesleri susturamamak... İlk defa gerçek bir ses duyduğumu sanmıştım, gerçek, olduğu gibi biraz kusurlu biraz çocuksu ama gerçekti: o ses bile aşık etmeye yetti . Zihnimde var ettiğim o ses , asla bir sahibi olamayan...
Bu aralar hayattan fazlasıyla sıkılmış haldeyim (muhtemelen sizin gibi). Sürekli gençlik dizileri izliyorum, başım dönene kadar çikolata yemek günümün vazgeçilmez ritüeli, muhtemelen yakında hamile kıyafetleri satan mağazalardan giyinmem gerekecek. sabah uyandıktan sonra uzun bir süre boşluğa bakıp sonra da tekrar başıma yorganı örtmek gibi harika bir alışkanlık edindim. dolayısıyla tahmin ettiğiniz üzere işe ya geç kalıyorum ya da gitmiyorum okula da arada bir uğruyorum. Eskiden yapmaktan keyif aldığım şeyler bile tam bir eziyet konumunda yani kim en sevdiği cafede tek başına kitap okuyup manzara seyretmeyi eziyet bulur ki. Bana ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok yani sıkılmak benim hayatımda pek rastlanmayan bir şeydi. neyse açıkcası bu yazıyı yazmaktan da sıkıldım
9 Aralık 2009 Çarşamba
fark eden kadınlar
Gözünüzün önünde iki kadın canlandırın. Prestijli bir üniversitenin bahçesinde bir kongre nedeniyle bulunan ellerinde kahveleri ve broşürleriyle sohbet eden iki kadın. Uzaktan yirmili yaşların ortalarında olduğunu belli eden hemen hemen aynı giyinmiş hani şu şık ve sade, sessiz ama merak uyandıran tiplerden. Tahmin ediyorum ki siz de uzaktan şu kapakları sade ve yazıları okunamayan kitaplar üzerine konuştuklarını falan tahmin edersiniz. Kim bu kadınların duruşlarının altında dibe vurduklarını,aldatıldıklarını, sabırlarının tükendiğini ve zamana yenilmiş olduklarını tahmin eder ki. Bugün o kadınlar neden yalnız olduklarını sorguladılar, kendilerine takılmış lakapları değerlendirdiler, bir zamanlar el üstünde herkes tarafından yere göge sığdırılamasalar da bu zamanlarda nasıl bu kadar unutulmuş olduklarını anlamaya çalıştılar. O kadınlar yaşlarına rağmen nasılda ruhlarının bu kadar ihtiyarladığını anlamaya çalıştılar. O kadınlar bugün gülümsemeleriyle birbirlerine ağladılar. Dışarıdan bakanlar mı ? Onlar yine görmek istediklerini gördüler; güçlü hayatla dalga geçen şımarık iki kadını...
8 Aralık 2009 Salı
insanlar
Bir insan bilimci olarak herkes bizim herkesi bildiğimizi düşünür. Eminim aynı problemi psikologlarda yaşıyordur. Kendi adıma konuşmak gerekirse hayır bilmiyoruz bilemeyiz siz gerçekten kim olduğunuzu biliyor musunuz? (evet kendi adıma bile çoğul konuşuyorum ama hayır çoğul kişilik sendromum yok yani galiba yok:)) Yıllarca insanın her şeyini öğrensekte hala defalarca canımız yanıyor hala güvendiğimiz insanlar kalbimizi kırabiliyor.
7 Aralık 2009 Pazartesi
...
Hani şu hangi tarihte olduğumuzu unutup yaşadığımız günler vardır ya, her sabahın diğeriyle aynı her gecenin eskisinden anlamsız sona erdiği... sanki zaman geçer ama her şey aynı kalır sanki saat döner ama zaman havada manasızca asılı durur.İşte hayalleri, planları olmadan kalabalığı takip ederek yolunu bulan insanların gündelik döngüsüdür bu. Aslına bakarsanız hemen hemen hepimizin hayatıdır bu . Ne kadar renklendirmeye çabalasakta, gündelik rollerimizi üstümüze giyip maskelerimizi takarız. Sabah evden çıkar aynı yoldan işe/ okula gider aynı gülümsememizle ve yılgınlığımızla vazifelerimizi yerine getirir aynı saatte aynı insanlarla aynı toplu taşıma sürecinden geçer aynı eve, aynı insanlara döneriz. Bir çeşit uyuşmuşluk sürecidir, düşünen beyinlerin yılmışlığı, bir teslimiyet. Kolaydır çünkü böylesi aynı yoldan giderken kaybolmazsın, gülümseyip susarsan kırılmazsın, plastik benliğinden çıkmazsan göze batmazsın, itiraz etmezsen fark edilmezsin. İşte ben bu sabah hangi tarihe uyandığımı fark ettim....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)