24 Aralık 2010 Cuma
Deniz kokusu ne harika. Bu gece biraz rüzgarlı, biraz dolunaylı, biraz keyifsiz, biraz da kırık tebessüm yaratan bir gece. Arka planda olgun şarkılar. Her biri hikaye anlatan başka hikayeler. Yaşlandıkça "küçülen" insanların güçlü zamanlarını hatırlatan birkaç eski fotograf. Uzun zamandır dinlemediğim çok eski, çok dost sesler var kulağımda.
21 Aralık 2010 Salı
12 Kasım 2010 Cuma
Rol yapma oyunlarında karakterini gerçek kılmak ve o role bürünebilmek adına karaktere çok fazla ayrıntı eklersin, iyi ve kötü alışkanlıklar, takıntılar hatta hayalkırıklıkları. Ben bu durumun aslında gerçek hayatın özeti olduğuna inanırım. Bir çizgi doğrultusunda akıp giden bir yaşamın dünyaya bırakabileceği bir iz olmadığını düşünürüm mesela. Yüzdeki bir kırışıklık, eldeki bir yara izi , tebessümdeki bir hüzün, bir tel beyaz saç ya da sesteki bir çataldır yaşadığının ispatı. Bu izleri var eden ise küçücük ayrıntılardır belki de .Bir sinir anı, bir ayrılık acısı , bir can yanığı ya da durduk yere akla düşen ve gülümseten birkaç saniyelik bir anı. Yaşadığımız an önemsiz gelen , hatırlandığında geçtiğimiz bir dönemeç olduğunu fark ettiğimiz yaşanmışlıklar.
31 Temmuz 2010 Cumartesi
Kendime neden bunu yaptığımı gerçekten bilmiyorum. Bugün yine ağır bir migren krizi geçirdim. Neden? Neyi bekliyorum. Hayatımı düzene koymak için , önümde duranları almak için , ayağa kalmak için yıllardır sanki zaman öldürüyorum. 'o an ' gelene kadar bir yerde oturup bekliyorum. Asla gelmeyecek olanı bekliyorum. Gelse dahi hiçbir şeyi değiştirmeyecek olanı bekliyorum . Her gün her saat kendimle savaşıyorum. Bir kitapta güzel bir cümle okumuştum söyle diyordu kitabın kahramanı; "sanki aynam kırılmıştı da, kendimi görebilmek için başkalarına bakmak zorunda kalmıştım" sanıyorum yıllardır bunu yapıyorum. O kadar uzun zaman geçmiş olacak ki aynada gördüğüm kadın kim bilmiyorum. Sadece çok özlüyorum. Kendimi çok özlüyorum. Çevrendekileri , dostları veya aileni hayal kırıklığına uğrattığında telafi için hep bir yol vardır. Peki kendin için?
22 Temmuz 2010 Perşembe
Değişim ne kadar da garip bir şey. Bir anda , sormadan sorgulamadan fark etmek artık eski sen olmadığını. O güne bakarak dünün yanlışlarını düzeltmek. Yanında gerçekten olmasını istediklerini ayıklayıp yarına saklamak. Uyanmak belki de, defalarca daha uyanacağın bir düşün içinde yeniden uyanmak. Daha çok gülümsemek , her gülümsemene biraz daha anının ağırlığını ekleyerek. Daha sakin olmak heyecanlar karşısında ve daha fevri olmak cahillerin iftiralarında. Daha çok susmak mıdır bizi büyüten? Daha çok susarak daha çok dinlemek. Dinlenen her şeyden küçük bir pay çalarak ilerlemek. Sözlerin;söyleyenleri temsil ettiğini bilerek onları tanımak. Ve susarak anlatmanın asaletini öğrenmek.
15 Mayıs 2010 Cumartesi
aşık olmak
Ne kadar yabancı bir his ya da belki tanıdık. Birisini senden değerli kılmak, aklının onda olması, her hayaline onu da dahil etmek. İnsanların içinde o yoksa eğer, yalnızlığının pekişmesi. Bir bar taburesinde onun gelmeyeceğini bilerek beklemenin deliliği. Aşk zaten delilik değil mi? Temize çekmek hayatı, hayal kurmak, unutmak, hatırlamak , ümit etmek, sakinleşmek, delirmek, özlemek, ve çocuklaşmak .
4 Nisan 2010 Pazar
Huzur
Her şeye rağmen.... ya da herkese... sevdiklerim yanımda evimdeyim sanki zaten evi yuva yapan içindekiler değil midir? biraz kırgın biraz yorgun ama hepsinden çok mutluyum.
10 Şubat 2010 Çarşamba
6 Şubat 2010 Cumartesi
gerçek olmak
eğlenceli bir geceden sonra eve dönüp elbisenizi çıkartıp, saçınızı açıp, makyajınızı sildikten sonra aynada gördüğünüz sizin gerçeğinizdir. o dostlar gitmiş, müzik susmuş, makyajlı, şık, parfüm kokan siz silinmişsinizdir. Birazdan bende aynı şeyi yapacağım uzun elbisemi askıya asıp makyajımı temizleyecek, pijamalarımla film seyredeceğim.Ve ben son kez cevapsız kalan bir hayalin tadı damağımda kendimi ona değil gerçekliğe teslim edeceğim.
30 Ocak 2010 Cumartesi
yoksunluk
Yoksun olmanın bir çok çeşidi vardır biliyorum . Mesela bazı insanlar paradan yoksundur, bazı insanlar dostlardan yoksundur, bazıları aileden , bazıları aşktan , bazıları ise kendilerinden yoksundur. Belki de içlerinde en acı verici olanı kendilerinden yoksun olanlardır çünkü onlar nereye giderlerse gitsinler, kiminle olurlarsa olsunlar, ne yaparlarsa yapsınlar her şey aynıdır onlar için. Bir de kendilerinin farkında olanlar vardır. Kendilerini iyi tanırlar, en yakın arkadaşları ve aslında en büyük düşmanları da yine kendileridir. Çünkü bilirler; zayıf noktalarını , güçlü taraflarını, anılarını hayallerini , istediklerini reddedeceklerini. Bu tip insanlar çoğunlukla huysuz ruhlardır. Farkındadırlar yanlarındakinin orada olmaması gerektiğinin, yanlış yerde yanlış zamanda olduklarını. Çünkü ; onlar için hiçbir şey aynı değildir. Fark etmez sözünü onlardan nadiren duyarsınız , onlar önce kendilerine saygı duyarlar bundan dolayı da kendilerinin farkında olmayan hayalet bireylerin kalplerini kırarlar. Az insanın fark ettiği üzere o güçlü karakterleri hem çok kırılgandır, hem de çok güçlü. kırılgandır çünkü zorbalık, zorlamacılık , kabalık onların dünyasında yoktur. Dolayısıyla insanların sınırlarını böyle ilkelce suistimal etmelerine, hadlerini bilmemelerine dayanamazlar. Güçlüdürler çünkü; en yakın dostları, aileleri kendileridir. Bilirler ki düştüklerinde yine kendi kendilerine kalkacaklar, yorulduklarında kendi ellerinden tutacaklar.
26 Ocak 2010 Salı
Beklemek

Yaşamın değişmez döngüsü... Büyümeyi beklemek, başlamasını beklemek, bitmesini beklemek, kazanmayı beklemek , tatili beklemek , gelmesini beklemek , gitmeyi beklemek... Seçimsiz bir eylem bu. Yatağın içine girip uykunuzun gelebilmesini beklemek, gece yarısı sıkıntıdan sabahın doğması; günün uyanmasını ve her şeyin normalleşmesini beklemek, akşam olup evine gidebilmeyi beklemek ... Kendi hayatımızın kontrolünün ellerinizde olduğuna emin olduğumuz da bile ( ki bence bu durum herkesin inandığının aksine güçlü insanların bir algısı değildir. Çünkü hayatın farkına varabilenler bizlerin sadece ufak figüranlar olduğumuzu da anlayabilmişlerdir. ). Beklemekten nefret ediyorum . Tam vaktinde gelen birisinin bile hep geç kaldığını hissetmişimdir , çünkü siz onu tanımayı zaten yıllardır beklemişsinizdir. Ben bu aralar 25 yıl geç kalmış birisini bekliyorum .
6 Ocak 2010 Çarşamba
yanlış ve yalnız
ait olmadığın bir dünya da olma hissini sanıyorum hepimiz yaşamışızdır. sanki çevrenizdekiler yabancı ve bulunduğunuz yer geçici bir duraktır gibi. ancak bazen bu durum o kadar uzun sürer ki artık aynada gördüğünüz yüz bile size ait değilmiş gibi hissetmeye başlarsınız. ben napıyorum ben napıyorum ben yapıyorum.... sehirler arası bir bilet alıp saatinin gelmesi için terminalde beklemek gibi halim. biletin saatini yazmamışlar... gitmem gereken yer belirsiz sanki birisi benim koltuğumda hareket eden otobüsün içinden bana el sallarken ben o gördüğüm yabancıyı kıskanıyorum . uyanamadığım bir kabus gibi ....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
